Yanlış hatırlamıyorsam ortaokul 2. sınıftaydım. Silik milik hatırlıyorum ama İnkılap tarihi ders kitabında Atatürk'ün vasıfları diye bir bölüm vardı. Dehası, ileri görüşlülüğü, insancıllığı gibi, kısa kısa yazılardan oluşan çok sayıda başlık vardı. 70, 80 kişilik sınıfta herkes bir bölümü anlatmak [aslında okumak :) ] için el kaldırıp hocaya kendini seçtirmeye çalışıyordu. Bense üniversite yıllarına kadar doğru düzgün yenemediğim çekingenliğim yüzünden, uslu uslu oturup, anlatılanları kitaptan takip ediyordum. Ama bir yere kadar takip edebildim. Çünkü bir ara Atatürk uzun eşek oynamazdı diye bir cümle geçti. Ben o cümleye çok takıldım. İçimden, ben uzun eşek oynamayı seviyorum, ne yani büyük adam olamayacak mıyım diye düşündüğümü hatırlıyorum. Eee sen de mi Atatürk olacaktın, buna ne diye bu kadar takıldın ki? demeyin lütfen. Mevzu o değil. O yaşta bir çocuk tanrı olma hayali bile kurabilir. Asıl mevzu böyle bir ders kitabında bu cümlenin neden yer aldığı, ne denmek istendiğidir.
Ders sırasında herkes içinde bunu hocaya soramadım, ama arada yani teneffüs sırasında, kitapla birlikte hocamızın yanına gidip sordum; Hocam burada ne demek istiyor, uzun eşek oynamak neden... Hocam sorumu bitirmeme bile fırsat vermeden , sanki böyle bir soruyla karşılaşmaktan korkarmış gibi, omuzumu sıvazlayarak; takılma sen oraya boş ver dedi. Bende kafamda kocaman soru işaretleri ile sırama geri döndüm.
Halende bunu neden yaptıklarını bilmiyorum. Burada verilmek istenen mesaj neydi. Bende yarattığı etki, o minik aklımla, büyük adam olmak eğlenmemek, oyun oynamak gerektiği şeklindeydi. Oysaki o yaşta oynamayı kim sevmez ki. Asıl neden sevmemeli! Bunu demek istemiyorlardı heralde.
Mustafa filmi bu yüzden çok önemli bence. En azından birkaç sınıfta bile, öğretmen ile öğrenciler arasında resmi tarih dışında bir sohbet geçmesine vesile olduysa, bu bile büyük başarıdır. Sonuçta bize verilenleri, söylenenleri olduğu gibi kabul edip sorgulamayan bir toplumda yaşıyoruz. Descartes yüzyıllar önce kendi varlığından bile şüphe ederek, matrix çiftliğinde bir pil olmadığını ispatlamaya uğraşırken, bizler "hakiki murşit ilimdir fendir..." sözünün ne demek istediğinden bile bir haberiz. Atatürk'ün posterlerdeki heykellerdeki gerçek üstü görünümünden sıyrılıp, özgür, kendi hür iradesi ile kararlar alabilen bir topluma vesile olabilmesi için, doğa üstü kutsal bir nevi göklerde olmaması gerekiyor. İşte bu film onun ayakları yere basan gerçek bir insan olduğunu göstermesi açısından çok önemli bence. Gerçi filimde biraz fazla zayıflıkları ön plana çıkartılmış. Örneğin karanlıktan korktuğuna inanmak güç geliyor bana. Lakin bunca yıldır öğretilip anlatılanlarla, taştan bir heykele çevrilen birinin gerçekten bir insan olduğunu gösterebilmek adına ön plana çıkartılmış olabilir bu yönleri belki de.
Atatürk'ün yaptığı her hareketi herkesin onaylaması mümkün değil elbette, onu herkesin sevmesi de tabii. Ama bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük devrimler gerçekleştirebilmiş olmasına, hayran olmamak mümkün değil. Keşke onu daha iyi tanıyıp hayranlığımızın artması için Can Dündar 'ın cesaretine ihtiyaç duymasaydık Ama ne yazık ki Atatürk kadar cesurlarına gerek olmasa bile, hala cesur insanlara ihtiyacımız var. Birileri cesaret etmiş yapmış, bari bizler izlemekten izlettirmekten korkmayalım.
Film sinemalarda oynadığında çok istememe rağmen bir türlü fırsat bulamamıştım. Ama iyide olmuş gidememem. Çünkü DVD'de filmden çok daha fazlası varmış. Birlikte gelen kitabı da cabası. İzlenmesi okunması üzerinde konuşulup tartışılması gereken bir eser olarak görüyorum.
Ders sırasında herkes içinde bunu hocaya soramadım, ama arada yani teneffüs sırasında, kitapla birlikte hocamızın yanına gidip sordum; Hocam burada ne demek istiyor, uzun eşek oynamak neden... Hocam sorumu bitirmeme bile fırsat vermeden , sanki böyle bir soruyla karşılaşmaktan korkarmış gibi, omuzumu sıvazlayarak; takılma sen oraya boş ver dedi. Bende kafamda kocaman soru işaretleri ile sırama geri döndüm.
Halende bunu neden yaptıklarını bilmiyorum. Burada verilmek istenen mesaj neydi. Bende yarattığı etki, o minik aklımla, büyük adam olmak eğlenmemek, oyun oynamak gerektiği şeklindeydi. Oysaki o yaşta oynamayı kim sevmez ki. Asıl neden sevmemeli! Bunu demek istemiyorlardı heralde.
Mustafa filmi bu yüzden çok önemli bence. En azından birkaç sınıfta bile, öğretmen ile öğrenciler arasında resmi tarih dışında bir sohbet geçmesine vesile olduysa, bu bile büyük başarıdır. Sonuçta bize verilenleri, söylenenleri olduğu gibi kabul edip sorgulamayan bir toplumda yaşıyoruz. Descartes yüzyıllar önce kendi varlığından bile şüphe ederek, matrix çiftliğinde bir pil olmadığını ispatlamaya uğraşırken, bizler "hakiki murşit ilimdir fendir..." sözünün ne demek istediğinden bile bir haberiz. Atatürk'ün posterlerdeki heykellerdeki gerçek üstü görünümünden sıyrılıp, özgür, kendi hür iradesi ile kararlar alabilen bir topluma vesile olabilmesi için, doğa üstü kutsal bir nevi göklerde olmaması gerekiyor. İşte bu film onun ayakları yere basan gerçek bir insan olduğunu göstermesi açısından çok önemli bence. Gerçi filimde biraz fazla zayıflıkları ön plana çıkartılmış. Örneğin karanlıktan korktuğuna inanmak güç geliyor bana. Lakin bunca yıldır öğretilip anlatılanlarla, taştan bir heykele çevrilen birinin gerçekten bir insan olduğunu gösterebilmek adına ön plana çıkartılmış olabilir bu yönleri belki de.
Atatürk'ün yaptığı her hareketi herkesin onaylaması mümkün değil elbette, onu herkesin sevmesi de tabii. Ama bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük devrimler gerçekleştirebilmiş olmasına, hayran olmamak mümkün değil. Keşke onu daha iyi tanıyıp hayranlığımızın artması için Can Dündar 'ın cesaretine ihtiyaç duymasaydık Ama ne yazık ki Atatürk kadar cesurlarına gerek olmasa bile, hala cesur insanlara ihtiyacımız var. Birileri cesaret etmiş yapmış, bari bizler izlemekten izlettirmekten korkmayalım.
Film sinemalarda oynadığında çok istememe rağmen bir türlü fırsat bulamamıştım. Ama iyide olmuş gidememem. Çünkü DVD'de filmden çok daha fazlası varmış. Birlikte gelen kitabı da cabası. İzlenmesi okunması üzerinde konuşulup tartışılması gereken bir eser olarak görüyorum.
